Anayasa değişiklik paketiyle ilgili getirilen üzerinde durmaya değer bir eleştiri olarak AYM’nin yapısında reform öngören maddeleri görmekteyiz. Bu maddelerle birlikte yargının siyasallaşacağı, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin zedeleneceği iddia edilmektedir. Peki bu iddialarda haklılık payı var mıdır, gerçekte değişen nedir; bunu mukayeseli incelemekte fayda var.
Öncelikle yargı siyasallaşacak demek, mevcut sistemde yargının bağımsız ve tarafsız olduğunu zımnen kabul etmek manasına gelir ki; AYM’nin 367, eğitim özgürlüğünün önündeki başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik 10. ve 42. maddelerde değişikliğin iptali, üzerinde konuştuğumuz anayasa değişiklik paketinin kısmi iptali gibi hukuki doğruyu ideolojik doğrularına değişmeyecek, meslek onuruna sahip hiçbir hukukçunun savunmasının mümkün olmadığı kararlarını nazara aldığımızda bunun kabulü imkansızdır. Bu kararlara karşı temyiz yolu kapalı bilinse de, maşeri vicdanda bu kararlar temyizen bozulmuştur.
Değişikliğe gelince; mevcut sistemde AYM’nin, tamamını Cumhurbaşkanı’nın yüksek yargı organları, YÖK, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından atadığı on bir üyeden müteşekkil olduğunu görmekteyiz. Yapılan değişiklikle ise daha çoğulcu bir yapı öngörülerek üye sayısı on yediye çıkarılmakta ve değişen ise sadece üç üyeyi TBMM’nin seçecek olmasıdır. Diğer on dört üye yelpaze biraz daha genişletilerek genel anlamda aynı kişi ve kurumlardan sadece üç üye artırılarak seçilecektir.. İşte itirazlar da bu noktada yükseliyor. Meclisin sivil iradeyi temsil eden organ olduğu unutulup sadece şu anki iktidar partisinin meclisteki çoğunluğuna bakılarak bir hükme varılıyor; meclis-hükûmet ayrımı görmezden geliniyor. Ayrıca gözden kaçan bir önemli nokta da; Meclis’in bu üç üyeyi doğrudan değil, Sayıştay Genel Kurulu ve Baro başkanlarının gösterecekleri adaylar arasından nitelikli çoğunlukla(üçte iki), bu sağlanamadığı takdirde basit çoğunlukla seçecek olmasıdır. Ve olaya ideolojik saplantı içinde taraflı bakan zihniyet işi daha da ileri götürerek hâlihazırdaki Cumhurbaşkanı’nın da şu anki iktidar partisi içinden çıkmış olması sebebiyle, onun seçimlerini de iktidar partisinin hanesine yazarak hukuku ve objektifliği bir kenara atmaktadır. Cumhurbaşkanlığının bağımsız bir makam olduğu unutularak yine kişiye göre muamele yapılmaktadır. Oysa hukuk kuralları kişiye-duruma göre değişmeyen genel, objektif, kişilikdışı, soyut kurallardır. Mevcut sistemde bugüne kadar Cumhurbaşkanı nasıl üye atadıysa yine aynı şekilde atamaya devam edecektir, şimdi değişen nedir? Bu mantıktan hareketle TBMM seçmeyecekse, Cumhurbaşkanı seçmeyecekse; vatandaş Ahmet mi seçecektir üyeleri, yoksa vatandaş Mehmet mi? Kişiye göre muamele hukuk devleti anlayışıyla bağdaşamaz. Bunun dışında değişikliğin gerçekleşmesi durumunda ilk etapta, var olan dört yedek üyenin asıl üye sıfatını kazanacağı, ilaveten sadece iki üyenin seçileceği de unutulmamalıdır.
Şu da bilinmelidir ki partiler geçici; hukukun üstünlüğü, herkesin hesap veriyor olması ve demokrasi kalıcıdır.
Şimdi bu açıklamaları, AYM yapısındaki bu değişikliğin hukukiliği ve yerindeliğine dair dört referansla desteklemek istiyorum:
1) Türk Anayasal Tarihi: 1961 Anayasa’sına döndüğümüzde 145. maddede AYM’nin on beş üyesinden beşini TBMM’nin seçtiğini görmekteyiz. Yani bu bir ilk değildir.
2) Karşılaştırmalı Hukuk: İleri demokrasiye sahip olduğu hususunda hemfikir olunan yabancı ülkelerin AYM’ye(veya aynı fonksiyondaki farklı isimli yüksek mahkemeye) üye seçiminde bazılarında tamamının, bazılarında ise büyük çoğunluğunun parlamentolar tarafından seçildiği görülmektedir. Ve AYM üyelerinin seçimine parlamentonun katılmasının, bu kurumun demokratik meşruiyeti açısından büyük önem taşıdığı kabul edilmektedir. Yani AYM’ye üye seçiminin yargıyı siyasallaştırmak bir tarafa, bilakis mahkemenin meşruiyetini artıracağı kabul edilmektedir. Peki bizde Türk milleti adına yargı yetkisi kullanan yargı mercilerinin milletten kopuk olması ne derece doğrudur? Esasen Meclis’in yalnızca üç üye seçecek olması da yetersizdir, bu sayının artırılması icap eder.
3) AYM’nin Gerekçeli Kararı: AYM, kendinden iptal kararı yönünde beklenti içinde olan bazı çevrelerin baskısına karşın mezkûr değişikliğin hukuka uygun olduğunu kullandığım ilk iki referansa da değindikten sonra şu sözlerle ifade etmiştir: “ Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi üyelerinin hangi organlar tarafından ve hangi esaslara göre seçileceğinin belirlenmesi önemli ölçüde ülkenin tarihsel ve siyasal koşullarına göre kurucu iktidarın takdirinde olan bir durumdur. Bu düzenlemede öngörülen Anayasa Mahkemesinin üye yapısı, üyelerin geldiği kaynaklar ve üyelerin atanması usulüne ilişkin düzenlemeler tali kurucu iktidarın takdir yetkisi içinde kaldığından ve hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkelerini anlamsızlaştıran ya da ortadan kaldıran değişiklikler olmadığından iptal isteminin reddi gerekir. “
4) Avrupa Birliği Raporu: Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde, AB’nin birçok kez yargı reformuna olan gereksinim konusunda yaptığı uyarılar çerçevesinde atılan bu adım AB tarafından da memnuniyetle karşılanmış, olumlu bulunmuştur.
Sonuç olarak görmekteyiz ki; bu konuda yapılan eleştiriler hukuki değil, olsa olsa ideolojik olabilir.

