24 Eylül 2012 Pazartesi

O ERLER


Onlar... Yaşatmak için yaşayanlar... Kurtuluşlarını başkalarının kurtuluşunda arayanlar... Onlar mefkureleri uğruna her türlü fedakarlığı göze alabilecek, nam-ı diğerle adanmış ruhlar... Güneşin doğup battığı her yere Nam-ı Celil'i ulaştırma hedefiyle çatlarcasına koşan küheylanlar... Ellerinde birer meşale, zulmetler içinde kalmış gönülleri tutuşturmanın ızdırabındalar...

Onlar on dört asır öteden gönderilen selama mukabele edip 'kardeşlerim' hitabına mazhar olanlar... Onlar o En Sevgili'ye görmeden inanan ve O'nu görmeden sevenler... Birinci gariplerin ardından nübüvvet davasını omuzlayan ikinci garipler... Küfrün hüküm sürdüğü, fısk-ı fücurun veba gibi yayıldığı, ahlaki değerlerin yıkılmaya yüz tuttuğu, cemiyetin tefessüh ettiği, mukaddesatın hor ve hakir görüldüğü devirde kendi değerlerini yaşamakta azınlıkta kalan garipler... Ama onlar bir beyan-ı nebeviye istinad ediyorlar: "Müjdeler olsun gariplere..."

Onlar... Dünyanın suri zineti, ihtişamı, debdebesi ve cazibedar güzellikleri karşısında serfüru etmeyen yiğitler... Münkerat, menhiyat, fuhşiyat karşısında serfüru etmeyen... Onlar iradesinin hakkını verip cismaniyetin altında ezilmeyenler, şehvet gayyalarında boğulmayanlar... Onlar sırf gözlerini ağyardan sakınmak için yollarını değiştiren bahadırlar... Yusuf(as) izinde iffet kahramanları... Onlar dünyayı istihkar edip gözlerini ukba yamaçlarına diken zahidler. Mala, makama, şöhrete meftun olmayan; dünyevi tekliflere tenezzül etmeyen müstağni ruhlar... Onlar dünya umurunda ne kazandıklarına mesrur ne de kaybettiklerine mahzundurlar. Onlar kalplerini masivadan arındırıp onu sahibine teslim ve tahsis edenler... Varlıktaki fena ve zevali görüp Hüve'l Baki hakikatine erenler...

Onlar zahirde insanlardan bir insan, batında ise okyanuslar gibi derinler... Onlar kendilerini anlatmaz, şahsi hayatlarıyla pek bilinmezler... Bulundukları seviyeyi herkes değil arif olanlar görürler... Lakin simalarına akseden iç güzelliklerine mani olamaz, dırahşan çehre ve nurefşan nasiyelerinden yakayı ele verirler... Onlar güzel ahlaklarıyla maruf olup her ortamda emniyetin mümessilidirler...  Onlar ihlas sırrına erdiklerinden amellerinde samimi, ihsan şuuruna ulaştıklarından Rabbileri ile münasebetlerinde daimidirler... Onlar son derece mütevazı ve pek mülayimdirler, lakin zilletle yaşamaktansa izzetle ölmeyi tercih ederler... Onlar ene-nahnü-hüve sırrını müdrik olduklarından yapıp ettikleri hiçbir şeyi kendilerine mâl etmezler... Onlar gurbette kurbeti yakalayıp takva zirvelerinde üns esintileriyle inşiraha ererler... Onlar ciddiyet ve vakarlarının yanı sıra sevgi ve şefkatleriyle de birer numunedirler... Onlar mütebessim çehrelerinin ardında hüzünlü bir kalp taşır, havf ve reca duyguları içinde tenhalarda gözyaşı dökerler... Onlar sürekli muhasebe ve murakabeyle nefislerini levmeder, zikir ve tefekkürle yakinlerini ziyadeleştirirler... Muvakkaten sürçüp tökezleseler bile derhal tevbeyle doğrulur, yeniden metafizik gerilime geçerler... Onlar sebep ve vasıtaları aşan dua ile kanatlanarak dergah-ı ilahiye yönelir; tevekkülden teslime, teslimden tefvize intikal ederler... 

Onlar hizmette önde ücrette geride olup, olacaksa bir mükafatları ötelere ertelerler... Aslında onlar maddi olmadığı gibi manevi menfaat peşinde dahi değiller...

Şairin tavzihiyle onlar;


Ne cennet tasası ve ne cehennem
Sadece Allah'ın rızasındalar


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder